Ana Sayfa

Geri
El-Macîd (c.c.)

(Şânı büyük ve yüksek.)

    Allahu teâlâ, Azîmü'ş-Şân'dır. Göklerde ve yerde en yüksek şan ancak O'nundur. O'na el ermez, güç yetmez. O, ordularla kuşatılmaz, kuvvetlerle mağlûb edilmez. Bununla berâber, kullarına kendilerinden daha yakın ve daha merhametlidir. Afv u ihsânı bol, rahmet ve inâyeti hudutsuzdur. Ni'metleri sayılmaz, kerem ve atâsı rakamlara sığmaz, ahlâkı kemâlât, ef'âli serâpâ hikmettir. Okuyup durmakta olduğumuz "Esmâ'ül-Hüsnâ" O'nun ne büyük şan sâhibi olduğunu ve O'na intisâb ile rızâsını gözleyenlerin ne yüksek şeref kazanacaklarını gösterip durmuyor mu? O ne büyük Ma'bûd, ancak O'na tapanlar ne güzel kul! Onlar, hayâtın hiçbir lâhzasında ye'se kapılmayan, fânilere boyun eğmeyen bahtiyarlardır.
    İsm-i Şerîf'in ma'nâsında iki mühim unsur vardır: Biri azamet ve kudretinden dolayı yaklaşılamaz, yanına varılamaz olmak, ikincisi de, yüksek huylarından, güzel işlerinden dolayı öğülüp sevilmektir. Güzel ahlâkından dolayı gönüllerde yer tutmuş, fakat herhangi bir kuvvet karşısında zebun ve aciz kalan bir insana "Mecîd" denmediği gibi, haydutlukla geçinen, sarp dağlarda müstahkem mevkıa kapanmış şakilere de denmez.
    Aramızda nisbî olarak bu iki ma'nânm kendisinde birleştiği zevat, ism-i şerîfin hakîkî ma'nâsına delâlet eden nişânelerdir. Onlardaki mahdut ma'nâya bakılır da bu ma'nâlann ekmel bir sûrette birleşmiş bulunduğu Allah teâlâ'nın "El-Mecîd" ism-i şerifinde de eşsizliği sezilir.
>            KULA GEREKEN ŞEY:
    Allahu teâlâ'nın azamet-i şânı düşünülerek O'na karşı gayet ciddî ve samîmî bulunmak, ibâdetlerinde ve kâffe-i muâmelâtında hâlis muhlis Allah rızâsını gözetmek, yalandan, riyakârlıktan, iki yüzlülükten son derece uzaklaşmaktır. Gösteriş olarak iş yapanların elleri boşa çıkar.
    Söz temsili, on biner liralık, elli biner liralık banknotlara benziyen kâğıt desteleriyle çantasını şişiren bir adamın, pazar yerinde dolaşırken, bunları sahiden "sahihten" para sananların imrenmesinden başka eline birşey geçmez. Yankesicilerin, aç gözlülerin ağzının suyunu akıtan bu kâğıt tomarlariyle, o adam pazardan birşey alabilmek şöyle dursun, bir bardak su bile içemez. İşte mürâîlerin, riyâkârların işi de tıpkı buna benzer. Karşıdan görenleri imrendirir, amma hakîkatta o işler sâhibine hiçbir fayda te'min etmez.

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın