Ana Sayfa

Geri
El-Mâni (c.c.)

(Bir şeyin meydana gelmesine müsâade etmiyen.)

    İyiden, kötüden birçok arzularımız vardır ki, biri bitmeden, birkaç tanesi uç gösterir. Yaşadığımız müddetçe bunlar ne biter ne tükenir. Biz de bu arzularımızı elde etmek için çalışır dururuz. Her arzumuz bir takım sebeplere, sebepler de (Mâni') ve (Mu'tî), olan Allahu teâlâ'nın emr ü fermânına bağlıdır. Allahu teâlâ, isteyenlerin isteklerini dilerse verir, o zamân isteyenin tuttuğu sebepler çabucak birbirine eklenir, kenetlenir, maksat da meydana geliverir. (El - Mu'tî) ism-i şerifinin ma'nâsı budur. Allahu teâlâ bâzı isteklere de müsaade etmez. O zamân isteyenin tuttuğu sebepler kısır kalır, mahsul vermez. Bu da (El - Mâni') ism-i şerifinin ma'nâsıdır.
    Bir mülk almak veyâ evlenmek veyâ bir memûriyete geçmek için teşebbüse girişiriz; derken ortaya akla hayâle gelmedik bir takım vâsıtalar, sebepler çıkar; onlar bizim maksadımıza ulaşmamıza engel olurlar ve biz ha oldu, ha oluyor diye beklerken, bir de bakarız o iş bozulmuştur. Geri kalır, elimiz boşa çıkar, bu neden? Çünkü o işin ya henüz vakti gelmemiştir, vakti gelince yeniden canlanır. Bu takdirde Allahu teâlâ (El - Muahhir) ism-i şerifinin hükmünce muâmele buyurmuş demektir. Çünkü O, her şey için bir vakit ta'yin buyurmuştur. Hiçbir şey vaktinden evvel meydana gelmediği gibi, vaktin gelince de bir lâhza arkaya kalmaz; yâhut da, o iş hiç mukadder değildir. Bu takdirde (El - Mâni') ism-i şerifinin hükmü zuhûra gelir, İstek sâhibi geri kalır; çünkü Allah'ın takdir ettiği, yâni ezelde yazdığı olur, yazmadığı olmaz. Herkes gayret edip uğraşmakla, velev ki ehliyeti ve liyâkati olsa bile, istediği vakit istediği mevkie atlayamaz veyâ serveti elde edemez. Evlât veyâ torun sâhibi olamaz. Ezelî tertibi veyâ kaderin hükmünü gözetmek lâzım; takdir, tedbir ile ne değişir, ne de bozulur. Kaderin hükmü ise ancak teşebbüsten sonra anlaşılır. Eğer Allahu teâlâ, kulunun arzusunu is'af edecekse, teşebbüsü üzerine onu ihsân eder, etmeyecekse teşebbüs akim kalır. Fakat biz insanlar isteriz ki, her teşebbüsümüz mahsûl versin; hiçbir işimiz aksamasın. Allahu teâlâ bâzı isteklerimizi vermediği zamân insanlık hâli, daha doğrusu hamlık icâbı canımız sıkılır, bâzı sert konuşmalar yapar, taşkın haller gösteririz. Bunların doğru bir şey olmadığı muhakkak... Fakat sevgili okuyucu, bu mes'eleyi gel seninle berâber düşünelim:
    Allahu teâlâ isteklerimizden bâzılarını veriyor, bâzılarını vermiyor. Vermediği zamân muhakkak ki, bir hikmeti vardır. Çünkü verilmemesinin başka türlü izâhına imkân yoktur. Aklın, naklin ittifâkıyle şu yüce hakikatler tesbit edilmiştir:
        1- Kulunun istediğinden haberdardır.
        2- Kulunun istediği o şeyin cinsinden hazinesinde nâ-mü-
tenâhi mevcuttur.
        3- Bunu istediği zamân kuluna ulaştırmağa kadirdir.
        4- Allahu teâlâ kendisinden bir şey istenenlerin en zengini, en merhametlisi, en kerîmi, en cömerdi, en kuvvetlisi olduğu gibi, en hakimidir de. Her işinde birçok hikmetleri vardır. Bu hikmetlerin bâzısı anlaşılsa bile, birçokları karşısında insan anlayışı acz ve hayret içindedir. Şu halde kulunun bâzı arzularını vermemesi acaba nedendir?
    Bundan haberi olmadığından mı? Hâşâ...
    Kulunun istediği şeyi bulamadığından mı? Hâşâ...
    Yetiştiremediğinden mi? Hâşâ...
    Bahillikden mi? Hâşâ...
    Bunların hepsinden, O münezzeh ve müteâlîdir...
    Hikmetinden mi? Evet. Hikmetinden ötürü vermedi. Bizim salâhımızın, onun verilmemesinden olduğuna inanmalıyız. Buna aklımız erse de, ermese de hakikat budur. Söz temsili:
    Evlâdına çok düşkün bir baba, öyle ki çocuklarını esen rüzgârdan bile sakınıyor, onların ufak bir rahatsızlığı uğrunda bütün servetini dökmek istiyor. Aynı zamânda çok sehâvetli, cömert bir baba. Yerli, yabancı, tanıdığı, tanımadığı kimselere yedirip içirmekle onların ihtiyaçlarını görüp gönüllerini almakla zevk duyuyor. Böyle bir baba, çocuğunun mide ve bar-sağını bozmamak için, itidâlinden fazla yiyip içmesine mü -sâade etmese, yahut ham meyvalara, abur cubur şeylere atılmasına mâni' olsa, buna bahil veyâ merhametsiz bir baba diyebilecek miyiz? Tabiîdir ki, diyemiyeceğiz.Çünkü o, çocuğunun hayrını ve salâhını düşünerek menetmiştir. Allah'ın kullarına merhameti ise, bu babanın evlâdına olan merhametinden çok fazladır.
            KULA GEREKEN ŞEY:
    Teşebbüsten, yâni çalışıp çabaladıktan sonra arzusuna nâil olan "Eh mukaddermiş, çalıştık Allah ihsan buyurdu." demeli ve Allah'a şükretmeli. Şâyet eli boşa çıkarsa "Mukadder değilmiş, çalıştık amma Allah vermedi." diye Hak'kın takdirine râzı olmalı ve bunda O'nun mutlak bir hikmeti olduğunu düşünerek işin sonuna bakmalı ve kat'iyyen sözünde ve işinde fazla taşkınlık göstermemelidir.

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın