|
Kalbin Sesi - Müslüman Olmam Neyi Gerektirir?
NEFSİMİ YENMELİYİM

İnsanlar
Nefis Savaşında Üç Sınıfa Ayılırlar Nefis Savaşında
Başarılı Olmanın Temel Unsurları
Kalp Akli Ruhî Yenilginin Belirtileri
Şeytanın Giriş Yerlerinden korunma
Çareleri
- Açgözlülük ve kötü
düşünme kapısı
- Yaşamayı sevmek ve
tükenmez arzu kapısı
- İstirahat ve nimetin
peşine koşma kapısı
- Kendini beğenme kapısı
- İnsanları hafife almak ve
onlara az saygılı olmak kapısı
- Kıskanma kapısı
- Gösteriş yapmak ve
insanların övgüsünü elde etmek kapısı
- Cimrilik kapısı
- Kibir kapısı
- Tamah kapısı
İnsan
kendi nefsiyle sürekli bir mücadele içinde bulunur. Sonunda ya
nefsini yenen veya ona yenilir. Yahut da ölünceye kadar bu
mücadele devam eder. Bu savaş, bazen onun lehine bazen de
aleyhine olur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Nefse ve onu
şekillendirene, ona iyilik ve kötülük kabiliyetini ilham
edene and olsun ki, nefsini temizleyen iflah olmuş, onu
fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır." (Şems,
9-10)
Hz.
Peygamber (s.a.v) de bu hususa işaret ederek şöyle buyuruyor:
"Fitneler, kalplere tıpkı
hasır çubukları gibi dal dal arz olunur. Artık onlar hangi
kalplere işlerse o kalpte siyah bir leke meydana gelir. Hangi
kalp, onları kabul etmezse o kalpte de beyaz bir nokta meydana
gelir. Böylece iki çeşit kalp meydana gelir. Bu kalplerden
biri, cilalı taş gibi bembeyazdır ve ona hiçbir fitne zarar
vermez. Ötekine gelince; o, alaca siyahtır. Ne bir iyiliği
tanrı ne de bir kötülüğe karşı çıkar. Yalnız içine
işleyen hevâ ve hevesini bilir." (Müslim: İman,
231)
İnsanlar Nefis Savaşında Üç Sınıfa
Ayrılırlar
1. Bir kısım insanlar nefsanî
arzularına yenilmişlerdir.
Böylece
dünyaya ve dünya maluma meyletmişlerdir. Bunlar, Allah'ı
(c.c) unutan, Allah (c.c) da onlara kendisini unutturmuş olduğu
kâfirlerle onların planlarını tatbik eden kimselerdir. Allah
(c.c) onları, Kur'ân'da şu sözüyle tarif ediyor:
"Ey Muhammed! Hevâ ve
hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın
şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği;
gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü?
Allah'ın saptırdığı kimseye O'ndan başka kim doğru yolu
gösterecek, düşünmez misiniz?" (Câsiye, 23)
2.
Bir sınıf da nefisleriyle cihad ediyor ve nefsânî
arzularını yenmeye uğraşıyorlar. Bazen arzularını yeniyor,
bazen de hezimete uğruyorlar. Bazen günah işliyorlar, sonra da
tevbe ediyorlar. Allah'a (c.c) isyan ediyorlar, sonra pişman
oluyorlar ve Allah'tan (c.c) günahlarının bağışlanmasını
diliyorlar.
"Ve onlar, bir kötülük
yaptıkları ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı
hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler.
Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar bile
bile yaptıklarında ısrar etmezler." (Âl-i
İmrân, 135)
Hz. Peygamber (s.a v) şu
hadisiyle bunlara işaret etmiştir: "İnsanoğlundan her
biri hatalıdır ve hatalıların iyileri tevbe edenlerdir."
(Tirmizî: Kıyâmet, 49)
Aynı manada Vehb b. Münebbih'ten
(r.a) şöyle rivayet edilmiştir:
"Günün birinde,şeytan
Yahya b. Zekeriyye (a.s) ile karşılaştı. Yahya (a.s) ona dedi
ki -Size göre insanlar, mizaç bakımından kaç kısma
ayrılır? Bana bildir. iblis ona şöyle cevap verdi
-İnsanlardan bir sınıf, senin gibi mâsumdurlar. Biz onlara
hiçbir şey yapamıyoruz. ikici sınıf ise, çocuklarınızın
elindeki toplar gibidir. Onlar fıtne bakımından biri geride
bırakırlar. Üçüncü sınıf ise bize karşı en kuvvetli
olan sınıftır. Biz onlardan birine yöneliriz nihayet ondan
ihtiyacımızı elde ederiz (yani onu yoldan çıkarırız.)
Sonra o, tevbeye sığınır. Böylece ondan elde ettiğimiz
şeyi tevbe ile hükümüz kılar. Ondan ne ümidimizi keseriz ne
de ihtiyacımızı elde edebiliriz."
Nefis Savaşında Başarılı Olmanın
Temel Unsurlan Kalp: Kalp, canlı, yumuşak (doğru),
temiz, sert ve parlak bir organdır. Ali b. Ebî Tâlib (k.v)
kalbi tarif ederken şöyle demiştir:
"Yüce Allah'ın yeryüzünde
kapları vardır. Bu kapları, kalplerdir. Allah katında en
sevimli olan kalpler en katı, en temiz ve en yumuşak
kalplerdir. Sonra bu sözlerini açıklayarak şöyle dedi: -Yani
dinî konularda en katı olan kalpler, inançta en temiz olan
kalpler ve müslüman kardeşlerine karşı en yumuşak olan
kalplerdir."
Başka
bir sözünde şöyle demiştir:
"Mü'minin kalbi temizdir.
Onda parlayan bir kandil vardı. Kâfırin kalbi ise siyahtır.
Ters çevrilmiştir." (İbni Mâce: Zühd, 33)
Kur'ân'ı Kerîm mü'minlerin kalplerini tasvir ederek şöyle
diyor:
"Mü'minler o kimselerdir ki,
Allah'ın adı anıldığı zaman kalpleri titrer. Kendilerine
Allah'ın âyetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını
artırır." (Enfâl, 3)
Kâfirlerin kalplerini tasvir
ederken de şöyle buyurur: "Gerçek şudur ki, yalnız
gözler kör olmaz fakat göğüslerdeki kalpler de
körelir." (Hacc, 46)
Başka bir âyette;
"Bunlar Kur'ân'ı
düşünmezler mi? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var?
(ki hiçbir hakikat göğüslerine girmiyor.)" buyuruluyor. (Muhammed,
24)
Akıl insanın; anlama, kavrama,
iyi ve kötüyü, hayır ve şerri, hak ve batılı birbirinden
ayırma kabiliyetine ve Allah'a (c.c) yaklaşmaya, O'nun yücelik
ve kuvvetini anlamaya sebep olan ilimlerden faydalanma
kabiliyetine akıl denir. Bu tarif, yüce Allah'ın (c.c) şu
âyetinden çıkarılmıştır.
"Allah'ın kulları arasında
ancak bilginler, Allah'tan gereğince korkar." (Fatır,
28)
Hz. Peygamber (s.a.v) akıl
nimetinin kıymetini şu hadisiyle işaret etmiştir:
"Allah yarattığı şeyler
içinde akıl kadar kıymetli bir şey yaratmamıştır." (Tirmizi)
Ve Hz. Ali'ye:
"İnsanlar, çeşitli
iyilikler yaparak Allah'a yaklaştıklarında sen de aklınla
Allah'a yaklaş." buyurmuştur.
Diğer bir hadisinde:
"Hiçbir adam sahibine doğru
yolu gösteren ve onu yok olmaktan koruyan akıl (ilim) gibi bir
fazilet elde edememiştir." buyurmuştur. (Camiu's-Sağir:
II, 143)
Bundan
dolayı İslâm, insanlan, ilim ve bilgiyi ögrenmeye ve dinde
fakih olmaya teşvik etmiştir ki, akıl bu bilgilerin
yardımıyla iyi ve kötüyü, hak ile bâtılı birbirinden
ayıracak kabiliyete sahip olsun. Hz. Peygamber (s.a.v) bu
hususta şöyle buyurmuştur:
Allah bir kimseye hayır vermek
dilerse onu dinde fakih kılar." (Müslim: İmâre,
175)
Başka bir hadiste ise şöyle
buyurmuştur:
"Alimin, âbide
üstünlüğü, benim ashabımdan en küpük derecede olana
karşı üstünlüğüm gibidir." (Tirmiıi: him,
19)
Bütün bunlar, ilmin kıymetli
olması ve imanın ruhun derinliklerine kadar işlemesindeki
etkisi ile insana bu kainatın gerçeklerini öğretmeye vesile
olmasından dolayıdır.
Mü'minin aklı, iyiyi kötüden,
helali haramdan ve şeriatın emrettigi şeylerle, yasakladığı
şeyleri birbirinden aylırabilecek bir kabiliyete sahiptir.
Mü'min, ince bir perde arkasında Allah'ın (c.c) kendisine
bağışladığı hidayet nuru ile bunlara bakar.
"Allah'ın nur vermediği
kimsenin nuru olmaz." (Nûr, 40)
Akıl nurunu ise, ancak, günah işlemek, günah işlemeye devam
etmek, onları açıkça işlemek ve onlardan tevbe etmemek
söndürür.
Hz.
Peygamber (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Kim bir
günah işlerse aklının bir kısmı kendisinden ayrılır ve bu
aklı ebediyyen ona dönmez."
Diğer bir hadisinde şöyle
buyurmuştur:
"Eğer şeytanlar
insanoğullarının kalpleri etrafında dolanmasaydı, onlar,
göklerin ve yerlerin saltanatına göz dikeceklerdi." (Ahmed
b. Hanbel: II, 353)
Enes b. Malik'ten rivayet
edildiğine göre o şöyle demiştir: "Ben yolda bir
kadınla karşılaşmış ve göz ucuyla ona bakmış,
güzelliğini etraflıca süzmüş olduğum halde Osman b.
Ajjan'ın (r.a) huzuruna girdim. İçeri girdiğimde
"Osman, şöyle dedi:
-Birini, zina izleri gözlerinde olduğu halde içeri giriyor.
Mahrem olmayan kadına bakmanın göz zinası olduğunu bilmez
misiniz? Ya tevbe edeceksin veya seni cezalandıracağım. Ben,
Şöyle dedim: -Peygamber'den sonra vahiy var mıdır? O: -Vahiy
yoktur, dedi. Fakat akli, delil ve doğru çıkan çabuk sezme
kabiliyeti vardır, dedi."
Ruhî Yenilginin Belirtileri
İnsanın
kalbi öldüğü veya katılaştığı, akıl nuru söndüğü ve
saptığı zaman ve o şeytanla yaptığı savaşta yenilgiye
uğradığında özellikle onun ruhuna açılan kötülük
kapıları çoğalır ve şeytan insanoğlunun vücudunda kan
gibi dolaşır.
İnsanın
dayanma gücü ortadan kalktığı ve ruhî bağışıklığı
kırıldığı zaman, şeytan onun arkadaşı olur.
"Şeytan
onların kalplerine hakim olmuş, onlara Allah'ı anmayı
unutturmuştur." (Mücadele, 19)
Şu
âyet-i kerîme de bu konuya işaret etmektedir: "(Şeytan):
- Öyle ise, beni azdırdığın için and olsun ki, Sen'in
doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağtm, sonra onların
önlerinden, arkalartndan, sag ve sollarından onlara
sokulacağım ve çoğunu Sana şükredenlerden bulamayacaksın,
dedi." (A'râf, 17)
Yenilgiye
uğrayan kimselerin yakalandıklan en tehlikeli hastalık,
vesveseye düşme hastalığıdır. Şeytan, onları Allah'ın
(c.c) yolundan çevirmek için hayatlarıyla ilgili işlerin
hepsinde, onların kalbine vesvese sokar. Bu konuda Peygamber
Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Doğrusu
şeytan, değişik metodlarla insanın yolunu kesmiştir.
İslâmiyet yolunda insanın önünü kesmiş ve ona şöyle
demiştir. Nasıl olur da sen müslüman olup kendi dinini ve
ecdadının dinini terk edersin? İnsanoğlu ona itaat etmemiş
ve müslüman olşmuştur. Sonra hicret yolunda insanın önünü
kesmiş ve ona şöyle demiştir. - Sen göç mü ediyorsun?
İnsanoğlu ona uymamış ve göç etmiştir. Sonra cihad yolunda
onun önünü kesmiş ve ona şöyle demiştir. - Harb, can ve
malın yok olmasına sebep olduğu halde sen nasıl cihad
ediyorsun? Sen savaşırsan ölürsün, başkaları karınla
evlenir ve varislerin malını paylaşırlar. İnsanoğlu
şeytana itaat etmemiş ve cihad etmiştir."
Sonra
Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Kim
Şeytana uymaz ve böyle hareket ederse, sonra bu uğurda
ölürse böyle kimsenin cennete girmesine müsaade etmek
Allah'ın üzerine hak olur." (Nesâî: Cihad, 19)
Şayet
okuyucu kardeşim aşağıdaki âyetin tefsirinde zikredilen
şeytan ile İsrailoğulları'ndan olan Rahib'in hikayesine
müracaat edip onu okursa ne güzel olur:
Yahudileri
kandıran münafıkların durumu da tıpkı Şeytanın durumuna
benzer ki, o insana inkar et, dedi. İnsan inkar edince de 'Ben
senden uzağım, ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım'
dedi." (Haşr, 16)
Şeytanın
Giriş Yerlerinden Korunma Çareleri
Şüphesiz
İslâm dini, şeytanî saldırılarla iblisî talimatlara
karşı koyması için itısana yardım etmek gayesiyle ona
birçok çare göstermiştir. Bu çareler, şeytanla yapacağı
savaşta insanın sebat göstermesine yardımcı olacak ve en
büyük düşmanının yenilmesini kolaylaştıracaktır. İslâm
büyüklerinden birisi çareleri şöyle özetlemiştir:
"Şeytanın
hangi kapılardan insana geleceği hakkında düşündüm ve
tefekkür ettim. Onun şu on kapıdan geleceğini tesbit ettim:
- Açgözlülük ve
kötü düşünme kapısı: Ben, Allah'a
güvenmek ve rızkına kanaat etmekle ona karşı koydum.
- Yaşamayı sevmek ve
tükenmez arzu kapısı: Ben, ansızın gelen
ölümden korkmakla ona karşı koydum.
- İstirahat ve
nimetin peşine koşma kapısı: Ben, nimetin
son bulması ve hesabın zorluğuyla ona karşı koydum.
- Kendini beğenme
kapısı: Ben, başa kakmak ve sonucundan
korkmakla ona karşı koydum.
- İnsanları hafife
almak ve onlara az saygılı olmak kapısı: Ben
insanların hakkını tanımak ve onlara saygı
göstermek suretiyle ona karşı koydum.
- Kıskanma kapısı:
Ben kanaat etmek ve yüce Allah'ın mahlûkatına
yaptığı rızık taksimatına razı olmakla ona karşı
koydum.
- Gösteriş yapmak ve
insanların övgüsünü elde etmek kapısı:
Ben samimiyet ve ihlas ile ona karşı koydum.
- Cimrilik kapısı:
Ben insanların elinde bulunan şeylerin yok olacağına
ve yalnız Allah (c.c) katından olan şeylerin
kalacağına inanarak ona karşı koydum.
- Kibir kapısı:
Ben alçak gönüllü olmakla ona karşı koydum.
- Tamah kapısı:
Ben Allah'ın (c.c) hazinesinde bulunan rahmetine
güvenmek ve insanların elinde bulunan şeylere göz
dikmemek suretiyle ona karşı koydum.
"
Şeytanın oklarından ve entrikalarından korunnıak için,
İslâm'ın
çare olarak ısrarla tavsiye ettigi şey, her işe başlarken
Allah'ın (c.c) ismini anmaktır. Bu konuda, Ebû Hüreyre'den
(r.a) şu hadis rivayet edilmiştir:
"Mü'min ve kafirin
şeytanları karşılaşırlar. Bir de ne görsünler;
kâfirin şeytanı yağlı, Şişman ve kuvvetli idi.
Mü'minin şeytanı ise pek zayıftı, saçı keçeleşmiş,
tozlanmış ve çıplak idi. Kâfirin şeytanı, mü'minin
şeytanına - Sana ne olmuş, bu kadar zayıflamışsın,
dedi. O, şu cevabr verdi. - Ben öyle bir adamın yanında
bulunuyorum ki, yemek yediğinde Allah'ın ismini anar.
Böylece ben aç kahrım. Su içtiğinde yine Allah'ın
ismini anar. Ben susuz kalırım. Elbise giydiğinde
Allah'ın ismini anar. Ben yine çıplak kalırım. Saçına
yağ sürdüğünde Allah'ın ismini anar. Böylece benim
saçım keçelenir. Sonra kâfirin şeytanı şöyle dedi: -
Fakat ben öyle bir adamla beraber yaşıyorum ki, bunlardan
hiçbirini yapmaz. Ben, yemesinde, içmesinde ve
elbiselerinde onlara ortak oluyorum.
"
Şeytandan korunma vesilelerinden birisi de, halis, helal mal
olsa bile doyasıya ve tıka basa yemekten sakınmaktır. Yüce
Allah şöyle buyurmuştur:
"Yiyiniz içiniz, fakat israf
etmeyiniz." (A'râf, 31)
Hz. Peygamber (s.a. v) şöyle
buyurmuştur:
"Doğrusu şeytan
insanoğlunun damarında kan gibi dolaşır, Öyle ise siz aç
kalmak suretiyle onu damarlarınıza . sıkıştırınız" (Buhârî:
Ahlc'dm 21; MüsHm: Selâm 23, 25.) (Ahmed b. Hanbel: Müsned,
III, 156)
Şeytandan korunma çarelerinden
birisi de Kur'ân'ı okumak, Allah'ı (c.c) zikretmek ve tevbe
etmektir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a v) bu hususta şöyle
buyurmuştur:
"Şeytan, hortumunu
ademoğlunun kalbinin üstüne koyar. Eğer o, Allah'ı anarsa
hortumu geri çeker. Şayet insanoğlu Allah'ı unutursa onun
kalbine girer." (İbn Ebi_Dünyâ)
Bu çarelerden birisi de
işlerinde acele etmemek ve sabretmektir. Hz. Peygamber (s.a.v)
şöyle buyurmuştur: `"Acele, şeytandandır. Sabretmek
Allah'tandır." (Tirmizı: Birr, 66)
Şeytanın şerrinden ve
entrikalarından sakınmak için, İslâm dininin tavsiye ettiği
çareleri ve işleri yapmak gerekir. Bir âyette Allah Teâlâ
şöyle buyuruyor: ,
"Allah'tan korkanlara
şeytandan bir vesvese dokununca Allah'ı hatırlarlar ve
gerçeği görürler." (A'râf, 201)
|