|
Kalbin Sesi - Müslüman Olmam Neyi Gerektirir?
AHLÂKIMDA MÜSLÜMAN
OLMALIYIM 
Müslüman'ın
Özellikleri
- Şüpheli şeylerden
sakınmak
- Gözleri haramdan
korumak
- Dili korumak
- Utanmak (Hayâ)
- Vakar ve sabır
- Doğruluk
- Alçak ,gönüllü
olmak
- Zan, gıybet ve
tecessüsten (müslümanların kusurlarını etraflıca
raştırmaktan) sakınmak
- Cömertlik ve kerem
Hz.
Peygamberin şu hadisinde belirttiği gibi güzel ahlâk, İslâm
dininin temel hedefidir.
"Ben
ancak en güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." (Muvattâ,
Husnü'l-Huluk, 8)
Aşağıdaki
âyet de bu konuyu teyit etmektedir: "Onlar, o mü'minlerdir
ki kendilerine yer yüzünde iktidar verdiğimiz takdirde
(zorbaların yoluna sapmazlar, bilakis) namaz kılarlar, zekatı
verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten vazgeçirmeye
çalışırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a dönecektir." (Hacc,
41)
Diğer
bir âyette de şöyle duyurulmuştur:
"Yüzlerinizi
doğu veya batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl
iyilik o kimsenin iyiliğidir ki; Allah'a, ahiret gününe,
meleklere, kitaba ve peygamberlere inandı, Allah rızası için
yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara,
dilencilere ve esaret altındaki kölelere mal verdi, namazı
kıldı, zekâtı verdi. Antlaşma yaptıklarında sözlerini
yerine getirenler, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında
sabredenler, işte onlar doğru yolda olanlar ve Allah'ın
azabından korunanlardır." (Bakara, 177)
Güzel
ahlâk, imanlı olmanın delili ve imanın meyvesidir. Güzel
ahlâk olmadan imanın bir değeri yoktur. Hz. Peygamber bu
hususa işaret ederek şöyle buyurdu:
"İman; ümit ve temenni ile
geçerli olamaz. Ancak kalpte yerleşir ve amel ile tasdik
edilirse geçerli sayılır." (Deylemî: Müsned)
Hz.
Peygamber'den din nedir? diye sorulunca O, şöyle
cevaplamıştır:
"Din,
ahlâkın güzel olmasıdır."(2)
Kötülük
nedir? diye sorulduğunda ise şöyle buyurmuştur:
"Ahlâkın kötü olmasıdır"(3)
Kıyamet
gününde hayırlı ameller arasında kulun terazisinde en ağır
gelen amel, güzel ahlâktır.
"Kim,
kötü huylu ise ve kötü işleri yapıyorsa nesebi ile yol
alamaz. (Şerefli bir aileye mensup olması ahirette ona hiçbir
fayda sağlamaz.)"
Hz.
Muhammed (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet
gününde mü'minin terazisinde hiçbir şey güzel ahlâktan
daha ağır değildir. Muhakkak ki Allah, kaba ve ağzı bozuk
kişiyi asla sevmez." (Ebû Dâvûd: Edeb, 7)
Güzel
ahlâk, İslâm'daki ibadetlerin meyvesidir. Mü'min güzel
ahlâklı olmazsa yaptığı ibadetler, hiçbir kıymeti ve
faydası olmayan hareket ve ayinlerden ibaret kalırlar. Yüce
Allah namazın faydaları hakkında şöyle buyurmuştur: .
"Namazı da kıl. Çünkü
namaz insanı kötü ve iğrenç şeylerden alıkoyar." (Ankebût,
45)
2
Ebû Dâvüd: Edeb, I24; Ahmed b. Hanbel: Müsned, III, 502. 3
Ahmed b. Hanbel: Müsned, III, 502.
Hz.
Peygamber de bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kimin namazı,
onu kötü ve iğrenç şeylerden alıkoymazsa, onun Allah'tan
uzaklaşması artar." (Câmiu's-Sağir, II, 181;
Taberani)
Hz.
Peygamber (s.a v) oruç hakkında da şöyle buyurmuştur:
"Sizden biriniz oruçlu
bulunduğu gün, kötü söylemesin ve kimse ile çekişmesin.
Şayet birisi kendisine söver veya çatarsa, 'ben oruçluyum
desin." (Buhârî: Savm, (2)
Hacc
hakkında ise yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Hacc
bilinen aylardandır; (Şevval, Zilkade ayları ve Zilhicce
ayından on gün). Kim o aylarda ihrama girerek) haccı (kendine)
farz ederse bilsin ki, hacda kadına yaklaşmak, günaha sapmak
ve kavga etmek yoktur." (Bakara, 197)
Peygamberimiz
Hz. Muhammed (s.a.v) bir hadiste: "Bir kimse hacceder ve hac
esnasında kadına yaklaşmaz kötü sözler söylemez ve büyük
günahlardan çekinir, küçük günahları işlemekte ısrar
etmezse o kimse, günahlarından arınarak annesinden doğduğu
günkü gibi hacdan döner." buyurmuştur. (Buhârî,
Hacc, 4)
Müslümanın Özellikleri
Bir
insanın ahlâk açısından gerçek müslüman olabilmesi için
devamlı yapması ve kendisinden faydalanması gereken en önemli
ahlâkî özelliklerden bazıları unlardır:
1. Şüpheli şeylerden sakınmak:
Müslüman kimsenin; Hz. Peygamber'in (s.a.v) emrine uyarak
haramlardan sakınması ve şüpheli şeyler hakkında ihtiyatlı
hareket etmesi gerekir. Yüce Peygamberimiz bir hadiste şöyle
buyurmuştur:
"Helal belli haram bellidir.
Fakat aralarında bir takım şüpheli şeyler vardır ki, bunlar
helal mıdır, haram mıdır, çok kimseler bilmezler. şüpheli
şeylerden sakınan kimse dinini de ırzını da kurtarmış
olur. Her kim bu şüpheli şeylere düşerse harama düşer.
Yasak bir yerin etrafında davarlarını otlatan bir çoban gibi
çok sürmez hayvanları içeriye dalabilir. Dikkat,!.. Her
padişahın kendine mahsus bir korkusu vardır. Gözünüzü
açın!.. Allah'ın yeryüzündeki korusu da haram kıldığı
şeylerden. Biliniz ki bedende bir et parçası vardır. O,
yarayışlı ölürse bütün beden yarayışlı olur, bozuk
olursa bütün vücut bozulur. İşte o et parçası
kalptir." (Buhârî: İmân, 39)
Haramdan
kaçınmanın en yüksek derecesi, Hz. Peygamber'in (s.a.v) şu
hadisinde belirttiği derecedir:
"Kul, sakıncalı şeylerden
korktuğundan dolayı sakıncasız şeyi de bırakmadıkça
muttakiler derecesine ulaşamaz."
2. Gözleri haramdan korumak:
Müslüman olan kimsenin, Allah'ın (c.c) haram kıldığı
şeylere bakmaması gerekir. Çünkü bakmak, şehveti celbeder
ve insanı yavaş yavaş günah ve suç işlemeye sevk eder.
Bundan dolayı Kur'ân-ı Kerim, lüzumsuz yere bakmamak
hususunda mü'minleri uyarmıştır. Yüce Allah şöyle
buyurmuştur:
"MÜ'minlere de söyle,
gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını
korusunlar..." (Nur; 30)
Hz.
Peygamber de (s.a v) bu hususta şöyle buyurmuştur:
"Bakmak, şeytanın zehirli oklarından biridir. Kim, Allah
korkusundan mahremi olmayan kimseye bakmayı terkederse, Allah
ona öyle bir iman ihsan eder ki onun . tadını taa kalbinde
duyar." (Hakim, Müstedrek)
Başka bir hadiste de şöyle
buyurmuştur:
"Mutlaka gözlerinizi
haramdan sakınmalısınız ve ırzlarınızı da behemehal
korumalısınız. Aksi takdirde Allah, yüzlerinizdeki nuru
çıkarıp sizi çirkinleştirir." (Taberânî)
3. Dili korumak: Müslüman
kimsenin; faydasız, saçma, çirkin, kötü sözler ve deyimleri
kullanmaktan, gıybetten ve koguculuktan dilini koruması
lazımdır. İmam Nevevî bu konuda şöyle demiştir:
"Dinin ve kanunun muhatabı
olma çağına gelen kişilerin faydalı olduğu açıkça
bilinen sözlerden başka, dillerini her türlü sözden
korumaları gerekir. Konuşmak ve konuşmamak eşit olduğu zaman
ve susmak daha faydalı olduğunda konuşmamak sünnettir.
Çünkü mubah olan konuşma, bazen haram veya mekruh bir sözü
söylemeye sebep olur. Normalde böyle konuşmalara çok tesadüf
edilir. Susarak haram veya mekruh sözleri söylemekten kurtulmak
gibi iyi ve faydalı bir şey yoktur." Dilin, insanın
başına gelmesine sebep olduğu felaket ve belaları belirten
birçok hadis, Hz. Peygamber'den (s.a.v) nakledilmiştir. Bu
hadislerden birinde Peygamber'imiz şöyle buyurmuştur:,
"Dillerinin biçtikleri
faydasız sözlerinden başka. bir şey . insanları yüzükoyun
cehenneme düşürür mü?" (Tirmizî: İman, 8)
Başka bir hadiste de;
"Çok ayıplayıcı, lanet
edici, fahiş, sözler söyleyen ve hayasızlık yapan kimse
olgun mü'min değildir." buyurmuştur. (Tirmizî:
Birr, 48)
Konuyla ilgili diğer bir hadiste
ise;
"Kim çok konuşursa, hatası
çok olur. Hatası çok olanın da günahı çok olur. Günahı
çok olan kimseye cehennem daha layıktır.".
buyurulmuştur. (Beyhaki)
4. Utanmak (Hayâ):
Müslüman kimsenin her zaman ve her durumda hayâlı olması
lazımdır. Fakat hayâsı, onu doğruyu söylemekten
alıkoymamalıdır. Başkalarının işlerine karışmamak,
harama bakmamak, müslümanlara karşı mütevazı ve şefkatli
olmak, alçak sesle konuşmak, rızkına kanaat etmek ve benzeri
hâreketler de hayâ :an sayılır. Bir rivayette;
"Hz. Peygamber (s.a.v.), haya
bakımından perede ârkasındaki bakireden daha
utangaçtı." diye bildirilmiştir. (Buhârî: Menâkıb,
23)
Yine Peygamberimiz (s.a v) şöyle buyurmuştur: "İmanın
yetmiş yahut altmış bu kadar şubesi vardır. O şubelerin en
faziletlisi: Allah'tan başka ilah yoktur sözüdür. En
aşağısı da yoldan gelip geçenlere eziyet verecek şeyleri
atmaktır. Hayâ da imanın bir şubesidir." (Buhârî:
Hibbe, 35)
Âlimler
hayâ hakkında şöyle demişlerdir:
"Hayânın hakikati şudur.
Hayâ, kötülüklerden sakınmayı emreden ve hukukta hak
sahiplerinin hakkına ödemekte kusurlu davranmayı men eden bir
huydur."
5. Vakar ve sabır:
Müslümanda en çok bulunması gereken en mükemmel
özelliklerden birisi de; vakar ve sabır özellikleridir.
Çünkü İslâmî çalışmalar zorluklarla doludur. İslâm'a
davet yolunun etrafı güçlüklerle kuşatılmıştır. Eziyet
ve şiddet, töhmet edilmek, kabahati yüze vurulmak, maskara
edilmek gibi kötü cezalar İslâm için çalışanların azmini
gevşetmek, onları hareketsiz hale getirmek ve onları Allah'ın
(c.c.) dinine çağırmaktan vazgeçirmek için İslâm
düşmanları tarafından, din için çalışan müslümanların
önünde biriktirilen ve uygulanan korkunç cezalardır. Bu
durumdan açıkça anlaşılıyor ki, İslâm davetçisi olan
kardeşimizin sabırlı olması onun en önemli özelliklerinden
biridir. Onun bu davayı, karakterleri, akıllan ve mizaçları
değişik olan bütün insanlara götürmesi gerekli. Bu
dâvâyı; cahil, bilgin, akıllı, aşın duygusal, yumuşak
tabiatlı, kalbi taşlaşmış, yumuşak huylu, sakin ve tepki
gösteren bütün insanlara götürmesi gerekir. Daha sonra,
aklî dengelerine göre insanlarla konuşması ve bütün
insanların derdine tahammül etmesi ve onların kalplerine
girmeye teşebbüs etmesi gerekir. Ancak onun bu hareketleri;
sabır, tahammül ve hilmden meydana gelen büyük bir enerjiye
muhtaçtır.
Bundan
dolayı Kur'ân ve Peygamberin yönlendirmeleri; sabır,
tahammül ve ağırbaşlılıkla süslenmeyi teşvik etmekle
dolup taşmaktadır.
- Kur'ân'ın
bu konudaki teşviklerinden bazıları şunlardır:
"Kim sabreder ve affederse, işte
bu işlerin en büyüğündendir." (Şura
43)
"Onun için ~imdi sen güzel bir
hoşgörü ile muamele et." (Hicr, 85)
"Ancak sabredenlere mükâfatları
hesapsız ödenecektir." (ZÜmer, 10)
"Bağışlasınlar,
aldırmasınlar! Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez
misiniz? Allah, bağışlayan ve esirgeyendir." (Nûr,
22)
"Cahiller kendilerine laf atıp
sataştıkları zaman aldırmadan `Selâmetle!' deyip
geçerler." (Furkân, 63)
- Hz.
Peygamber'in (s.a.v) bazı fermanları da şunlardır:
"Muhakkak ki kul, sabretmekle gündüz oruç tutan
ve gece nafile namaz kılan kimsenin derecesine
kavuşur." (Ebû Dâvûd: Edeb, 7)
"Allah'ın kendi vasıtasıyla
evleri mamur kıldığı ve dereceleri yükselttiği
davranışları size bildireyim mi?" "- Evet ey
Allah'ın elçisi, onları bize bildir." dediler.
"Sana karşı kaba davranan kimseye yumuşak
davranman, sana zulmedeni affetmen, seni mahrum edene
dünya malından vermen ve senden ilişkisini kesene
ihsanda bulunmandır." dedi. (Ahmed b.
Hanbel: IV, 148, 158)
Allah'ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle
buyurmuştur: `~9llah kıyamet günü bütün
yaratıkları bir araya getirdiğinde bir kişi Şöyle
seslenir.
- Fazilet sahipleri nerededir?
Ve efendimiz sözlerine şöyle devam etti:
"Sayıca az olmalarına rağmen
bazı insanlar kalkıyor ve acele cennete doğru
gidiyorlar. Melekler onları karşılıyor ve onlara.- -Faziletlerinizin
sebebi nedir? diyorlar. Onlar şöyle cevap veriyorlar.-
-Bize zulmedildiği zaman sabrediyorduk. Bize kötülük
yapıldığında ağırbaşlı davranıyorduk. Bunun
üzerine onlara- -Cennete giriniz Çalışanların
mükâfatı ne güzeldir, denilir."
- Hz.
Peygamber'in (s.a.v) bazı tatbikatları da şöyledir:
Huneyn gününde bir adam Hz. Peygamber'in (s.a.v)
ganimet taksimini kastederek, "Vallahi bu taksim,
kendisiyle Allah rızası kastedilmeyen bir
taksimdir" dedi. Bu söz Hz. Muhammed'e (s.a.v)
bildirilince şöyle buyurdular:
"Allah Musa'ya rahmet etsin. Musa
bundan daha çok eziyet görmüş fakat
sabretmişti." .(Buhârî: Humus, 27)
Enes b. Malik'ten (r.a) rivayet
edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) bir gün
Decran'da imal edilen kalın bir aba giymiş olduğu
halde camiye girdi. Bir bedevi arap ona yetişti ve
Rasûlullah'ın abasının bir tarafını öyle çekti
ki, aba Hz. Peygamber'in boynunda iz bıraktı. Ve
bedevî şöyle dedi: - Ey Muhammed!.:. Yanında bulunan
Allah' malından bize ver! Hz. Peygamber (s.a.v) ona
baktı, tebessüm etti, sonra bu bedevîye biraz dünya
malı verilmesini emretti. (Buhârî: Libâs, 18)
Ebû Hüreyre'den (r.a) rivayet
edildiğine göre, bir bedevî Hz. Peygamber'e (s.a.v)
şöyle dedi: "- Ey Muhammed, bana iki deve yükü
mal ver. Sen ne kendi malından, ne de babanın malından
veriyorsun." Sonra Hz. Peygamber'e (s.a.v)
kavuştuğu zaman onun cübbesini öyle çekti ki,
Peygamberin (s.a.v) boynu kızardı. Bunun üzerine Hz.
Peygamber (s.a.v); ona bir yük arpa, bir yük de hurma
verilmesini emretti.
Tâberânî'nin rivayetine göre, bir
kadın erkeklerle çirkin laflar konuşuyordu. Hz.
Peygamber (s.a.v) yerde oturmuş tirit yerken, o kadın.
geldi ve şöyle dedi: - Şuna bakını~ köleler gibi
oturuyor ve köleler gibi yemek yiyor.
Ebû Hüreyre'nin rivayet ettiğine
göre bir adam:
- Ey Allah'ın elçisi! Benim bazı
akrabalarım var. Ben onlarla ilgileniyorum, onlar
benimle-ili,Fki3~i kesiyorlar. Ben onlara iyilik
ediyorum, onlar bana kötülük yapıyorlar. Ben onlara
yumuşak davranıyorum, onlar bana kaba
davranıyorlar." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
"- Eğer dediğin gibi isen, onlara
sıcak kül yediriyor gibisin. (Yani onlar yaptıkları
aşağılıktan dolayı sıcak kül yemiş gibi elem
duyacaklardır) Sen bu şekilde devam ettikçe Allah
tarafından onlara karşı seninle daima bir yardımcı
bulunacaktır" buyurmuştur. (Müslim: Birr,
22)
Hz. Peygamber'den (s.a.v) alacağı olan
bir yahudi malını almaya gelip ona; "- Siz
Abdülmenaf oğulları 6orcunuzu ödemeyen saltanatı da
bırakmayan bir milletsiniz" deyince Hz. Ömer
(r.a), onun boynunu vurmak istedi. Bunun üzerine Hz.
Peygamber (s.a.v) ona,
"Ey Ömer, ondan, borcunu güzel
istemesini ve benden de güzel ödememi talep etmen
gerekirdi." buyurdu. Rivayet edildiğine göre, Hz.
İsâ (a.s) beraberinde arkadaşları bulunduğu halde
insanları Allah'a (c.c) iman etmeye çağırmak için
köyleri dolaşıyordu. O insanlara iyi şeyler
söylüyor, köylüler ise ona kötü şeyler
söylüyorlardı. Ona sövüyor ve küfrediyorlardı.
Havârîler bu duruma hayret ettiler ve Hz. İsâ'dan
(a.s) bunun hikmetini sordular. O, şöyle dedi: Herkes
yanında bulunan Şeylerden sarf eder.
Eziyete
sabretmek ve suçluları affetmek, sevgiye ve dostluğa sebep
olur. Birbirinden ayrılma ve ihtilafa düşmeyi engeller ve
yalnız yüce Allah'ın rızasırlı elde etmeye sebep olması
bile kâfidir.
6. Doğruluk: Müslümanın
doğru konuşması ve yalan söylememesi lazımdır. Müslüman,
hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan kendi aleyhine
bile olsa Allah (c.c) razısa için doğru olan söyleri
yalancılık, en çirkin ve en kötü hasletlerdendir.
Yalancılık, birçok şeytanî batakhanelerin giriş kapısı
gibidir. Yalandan sakınmak, nefse bağışıklık kazandırır.
Bu bağışıklık, nefsi şeytanın fısıldamalarından ve
tehlikelerinden korur. Ruh; berrak, temiz ve yüce kalır. Öyle
ise yalancılık ruhu ezer ve insanın şahsiyetini küçültür.
Bundan dolayı İslâm, yalancılığı yasaklamış ve onu en
kötü felaketlerden saymıştır. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle
buyurmuştur:
"Doğru sözcülük
iyiliğe„ iyilik de cennete götürür. Ki~i doğru söyleye
söyleye Allah katında sadıklar derecesine çıkar. Yalan
kötülüğü kötülük de cehenneme götürür. İnsan
yalancılık yapa yapa nihayet Allah katında yalancılar
defterine yazılır." (Buhârî: Edeb, 69)
7. Alçak gönüllü olmak:
Müslüman kimsenin -özellikle müslüman kardeşlerine karşı
zengin ve fakir arasında fark gözetmeden- alçak gönüllü
olması lazımdır. Hz. Peygamber (s.av), kibirden Allah'a (c.c)
sığınarak şöyle buyurmuştur:
"Kalbinde zerre miktarı
kibir olan kimse cennete giremez" (Müslim: İmân,
147)
Başka bir hadiste de şöyle
buyurur:
"Allah buyurdu ki, izzet
Benim gömleğim, Kibriya (büyüklük) Benim
kaftanımdır.Bunların birisinde Benim'le kim yarışırsa ona
azap ederim." (Müslim: Birr, 136)
8. Zandan, gıybetten ve tecessüsten
(müslümaların kusurlarını araştırmaktan) sakınmak:
Yüce Allah'ın şu âyetine uyarak bu kötü huylardan
kaçınmak lazımdır.
"Ey inananlar, zannın
çoğundan sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır.
Birbirinizin gizli ~eylerini araştırmayın.uyarak bu kötü
huylardan kaçınmak lazımdır.
"Biriniz diğerinizi
arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini
yemeyi sever mi? İşte bundan iğrendiniz O halde Allah'tan
korkun, şüphesiz Allah, tevbeleri daima kabul edendir,
acıyandır." (Hucurât, 12)
"Mü'min erkeklere ve mü'min
kadınlara bir şey yapmadıkları halde eziyet edenler,
şüphesiz ( iftira etmiş ve apaçık bir günah işlemiş
olurlar." (Ahzâb, 58)
Müslüman, Hz. Peygamber'in
(s.a.v) şu fermanına diyor: "Ey diliyle müslüman olup,
iman kalbine işlememiş olanlar topluluğu!. Müslümanları
çekiştirmeyin, onları ayıplamayın ve onların kusurlarını
araştırmayın, çünkü kim bir müslüman kardeşinin kusurunu
araştırırsa kendi evinin içinde bile olsa yüce Allah onu
kepaze eder." (Ebû Dâvûd: Edeb; 35)
9. Cömertlik ve kerem:
Müslüman kimsenin çok cömert ve asîl olması, canını ve
malını Allah (c.c) uğrunda vermesi lazımdır. Nefsin
cimriliğini ortaya çıkaran en iyi metod, onu parayla
sınamaktır. Çünkü nice makamlar ve önemli vazifeler maddî
muâmele ölçeğine vurulduğunda yolsuzluktan dolayı elden
çıkıp kaybedilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de, içinde
mü'minlerin vasıfları i1e hayır yolunda harcama vasfının
yan yana zikredildiği birçok âyet vardır:
"... ve kendilerine verdiğimiz rızıktan
hayır yolunda harcarlar." (Bakara, 3)
"Yerdiğiniz her hayır
(sadaka), kendiniz içindir. Yahut Allah'ın rızasını kazanmak
maksadıyla verirseniz, verdiğiniz her hayır size tastamam
verilir ve hiç hakkınız. yenmez" (Enfâl, 3)
Mallarını hayır yolunda
harcamayan cimriler, Hz. Peygamber'in (s.a.v) şu sözünü
dinlesinler:
"Kulların sabahladığı
hiçbir gün yoktur ki, iki melek inerek birisi, Allah'ım,
matını infak edenin malını artır; diğeri de, Allah'ım,
malını vermeyenin malını yok et!' demesinler." (Buhârî:
?xkat, 27)
Son olarak özetle şöyle
diyebiliriz; müslüman kimsenin yemesinde, içmesinde,
elbiselerinde, konuşmasındâ, selâm vermesinde, yolculuğunda,
evinde, bütün hal ve hareketlerinde insanlar arasında güzel
bir örnek ve İslâm prensiplerinin filli tercümanı olması
lazımdır. Bu konuda okunmak için hazırlanmış oları
kitaplar şunlardır; İmam Nevevî'nin
"Riyâzis's-Sâlihîn", imam Gazâli'nin "İhyâ-i
Ulumi'd-Din" kitabının "Müslüman Ahlâkı"
bölümü ve Kandehlevı'nin "Hayatü's Sahâbe" isimli
kitaplarıdır.
|